Yıldızlar neden göz kırpar ?
Yıldızlar neden gözkırpar? Ve de neden en tepedeki yıldızlar daha az gözkırparken, ufuk çizgisi hizasındakiler daha fazla yanıp söner?
Yıldızların "göz kırpması" onlardan gelen ışığın atmosferimizdeki hava moleküllerinin titreşimleri sonucu ortaya çıkan bir etki. Tepedekli yıldızların ışığı atmosferi görece dik olarak geçtiğinden bu etki, ışıkları ufka yakın ve dolayısıyla ışıkları atmosfer içinde daha uzun bir yol izleyen yıldızlarınkine kıyasla daha küçük olur
Buz Parçacıkları Neden Parmaklara Yapışır ?
Buz parçacıkları parmaklara yapışır, çünkü parmaklarımız yüzeysel olarak bir süre için donar. Buzu tuttuğumuzda soğuk derimizden içeri sızar ve derimizin altındaki ter ve nemi buza dönüştürür. Bu operasyon sırasında derinin deliklerinden dışarıya çıkan buz molekülleri tuttuğumuz buz parçasıyla kimyasal ilişkiler oluşturur. Kimi durumlarda bu yapışma acı verici, deriyi koparacak denli güçlü olabilir. Genel olarak bu yapışma çok kısa sürer. Bunun da nedeni, parmaklarımızdaki sıcaklığın buzu hızla eritmesidir
Akım Şiddeti Neden Artıdan Eksiye Gidiyor ?
Bu bir kabulden kaynaklanıyor aslında. Bir elektrik devresinde akımın yönü, pozitif yüklerin hareket yönü olarak kabul edilir. Dolayısıyla akım yönü, elektron hareketinin tersi yöndedir. Elektrik devrelerinde akım yönünün gösterimi için iki farklı yöntem kullanılmaktadır. Bazı kitaplarda akım, kaynağın (bataryanın) pozitif ucundan girip negatif ucundan çıkacak şekilde gösterilir. Bu gösterim şeklinde akımın pasif elemandan (örneğin dirençten) çıktığı uç, pozitif gerilim ucu olarak adlandırılır. Diğer yöntemde ise akım, kaynağın negatif ucundan girip, pozitif ucundan çıkacak şekilde gösterilir ve akımın pasif elemandan çıktığı uç negatif gerilim ucu olarak belirtilir. Günümüzde ikinci yöntem daha çok tercih edilmektedir. Akım yönü iki farklı şekilde gösterilse de, Kirchhoff akımlar ve gerilimler kuralı her zaman geçerlidir.
Tavşanın Gözüne Işık Tutulduğunda Neden Hareketsiz Kalır ?
Etkinliklerini gece yapan memeli hayvanların gözlerindeki retinada çubuk biçimindeki görme hücreleri fazla olur. Etkinliklerini gündüz yapan memeli hayvanlardaysa koni biçimindeki görme hücreleri fazla olur. Tavşanlar da etkinliklerini gece yapanlar. Dolayısıyla gözleri karanlığa ya da az ışıkta görmeye uyum yapmıştır. Birden güçlü bir ışık kaynağı, göze tutulduğunda geçici körlük gibi durum ortaya çıkar ve hayvan kendini tehlikeye atmamak için (koşarken bir yere çarpmak ya da düşmek) hareket etmez. Ancak çok yaklaşılırsa o zaman hızlı biçimde kaçabilir. Bunun yanında gece yapılan dalışlarda da benzer bir durum oluşur. fenerle girilen dalışlarda, fener balıklara tutulduğunda balıklar hareketsiz kalır.
Beyin İle Herhangi Bir Elektronik Aygıt İletişim Kurabilir Mi ?
Beynin yaydığı elektrokimyasal dalgalar bazı aygıtlar tarafından algılanabiliyor. Elektroensefalograf (EEG) denilen bir cihaz beyinin yaydığı çeşitli frekanstaki dalgaları algılayıp bunu yazılı şekle dönüştürebiliyor. Beynin gönderdiği bu sinyalleri bilgisayar yardımıyla cihazların algılayabileceği şekle dönüştürmek mümkündür. Bu sayede beyin dalgalarını kullanarak herhangi bir uzvu kullanmadan cihazlara komut vermek mümkün olabiliyor. Beynin yaydığı dalgalar çok değişik frekanslarda ve karmaşık olduğu için henüz beynin verdiği tüm komutları algılayan cihaz geliştirilemedi. Yakın bir gelecekte beyin dalgalarını algılayarak hiçbir yazılı veya sözlü komut olmaksızın çalışabilecek cihazlar üretilecekdir.
Altın Nasıl Oluşur ?
Altın, magma denen erimiş kayanın, katı kayanın içinde katmanlaşması sonucu oluşur. Magma soğuyup katılaşmaya başlarken, su ve diğer buharlaşabilen maddeler yüksek basınç altında magmadan ayrılır. Sıcak suyun ve buharın oluşturduğu yüksek basınç çevredeki katı kaya üzerinde yarıklar, çatlaklar meydana getirir. Bu ayrılan hidrotermal eriyiklerin yerleştikleri yerler işte bu yarık ve çatlaklardır. Hidrotermal eriyikler soğuduğunda, maddelerin tortulanması gerçekleşir. Bu tortulaşma özellikle de kuvarsın damarlar biçiminde çökmesiyle oluşur.
Altın göreli olarak alçak erime ısısına sahip olduğu için, bazen bu hidrotermal eriyiklerle birlikte bu kaya yarıklarının içine taşınır ve orada kuvars damarları içinde katılaşır. Altın ararken bakılacak ilk yerlerden biri magma gövdesinin katmanlaşmış olduğu kuvars damarlarıdır. Kaliforniya’daki Sierra Nevada’nın en bilinen altın yataklarından biri Mother Lode’dir. Eğer bu kuvars damarları aşınacak olsa, altın ırmaklar şeklinde akacaktır; bu da son yarım yüzyılda Sierra Nevada eteklerinde tavayla altın aramada nasıl başarılı olunduğunu açıklıyor.
İki tür maden ocağı vardır: birinci tür ocaklarda altın içeren kayaçlar, genellikle de damarlar, yerinde işletilir; ikinci türde ise altınlı alüvyonlar işlenerek altın elde edilir. Damarlarda altın oranı ton başına 6 ile 12 gram arasında değişir ve ocaklar çok derin katmanlara değin inebilir; çünkü cevher oluşumu, genellikle derin kayaçlara değin yayılır. Altınlı alüvyonların işletilmesi çok daha kolaydır; ayrıca yerinde işlenen kayaçlara göre daha düşük oranlarda altın içeren alüvyonlar bile elverişlidir. Öte yandan, başka maden ocaklarından gelen metaller (gümüş, elektrolit arıtma çamuru, kurşun, bakır, nikel) arıtılırken de altın elde edilebilir.
Limon Neden Ekşidir ?
Limon ve diğer turunçgiller (portakal, mandalina, vs.) yüksek miktarda sitrik asit içerirler. Sitrik asit, genel asit özelliği olarak (kimyasal yapısının bir sonucu olarak) ekşidir. Dolayısıyla, bu asidi içeren meyveler de ekşidir. Ekşi tadın tek nedeni tabii ki sitrik asit değildir. Yapısında asetik asit (sirke) ve tartarik asit (şarap) gibi maddeler içeren çoğu madde ekşidir.
Kimyada ayrıca, genel olarak, asitler ekşi bazlar da acımsı tatlarıyla karakterizedir.
Hareketsiz Kaldığımızda Neden Yoruluruz ?
Yorgunluk hissinin temel nedeni vücuttaki enerji eksikliğidir. Enerji rezervlerinin normalden fazla tüketilmesi, yoğun fiziksel etkinliğin dışında, vücuttaki bazı metabolik aksaklıklar durumunda da gerçekleşebilir. Özellikle vücudun toksik maddelerle savaşımı durumunda, enerji rezervlerinden yüklü bir tüketim gerçekleşir. Bir diğer yorgunluk nedeni, yoğun etkinlik sonucu kaslarda oluşan laktik asit birikimidir.
Özellikle ortopedik olmayan bir pozisyonda, eklemlerimiz ve kaslarımız belirli bir süre hareketsiz kaldığında, ya da uykudan yeni uyandığımızda, kas ve eklemlerimiz “ısınıncaya” kadar yorgunluk hissi duyuyoruz. Ancak bu, enerji azlığı nedeniyle ortaya çıkan fizyolojik yorgunluktan oldukça farklıdır.
Pire Ne Kadar Yükseğe Siçrayabilir ?
Pireler arka güçlü bacakları sayesinde kendi boyutlarına göre inanılmayacak kadar uzağa sıçrayabilen ufak parazitlerdir. Bu yeteneklerini bir konaktan öbürüne geçmek için kullanırlar.
Pireler hayvanların kılları ya da postları içinde yerleşerek yaşarlar. Yassı vücut biçimleri kılların arasında rahat hareket edebilmelerine imkan sağlar. Kanatları yoktur, buna karşılık çok iyi gelişmiş arka bacakları vardır. 3 milimetrelik boylarına karşın bir sıçrayışta 500 mm'lik bir uzaklığa erişebilirler ya da 300 mm'lik bir yüksekliğe ulaşabilirler. Bu sıçrayışları süperman'inkilere benzetebiliriz. Çünkü bir insan bu performansı gösterecek olsa 250 metre uzaklığa ve 150 metre yükseğe sıçrayabilir.
Pireler bu başarılarını arka ayaklarındaki fevkalade güçlü kaslara ve kirişlere borçlular. Bunun yanısıra pirelerin oynar eklemleri lastik tarzında özel bir madde ile kaplıdır. Bu madde gerilip bir anda boşaltıldığında ekstra bir itiş gücü sağlamaktadır.
Pireler dünya rekortmenleridir: Başka hiçbir hayvan kendisinden 100 defa daha uzağa ve 30 defa daha yükseğe sıçrayamaz.
Saçımız Neden Beyazlar ? (bukonu özellikle beni ilgilendiriyor

çünkü frank kardeşinizin saçının 2/3 beyazdır
Saçımıza rengini veren madde, saç telinin kutiküla tabakasında yer alan melanin pigmentidir. Melanin pigmentinin başlıca iki tipi bulunuyor. Eumelanin siyah-kahverengi arası tonların oluşumundan, phaeomelanin ise sarı-kızıl tonlarının ortaya çıkmasından sorumlu. Melanin pigmentinin kaybolması durumunda da saç rengi gri-beyaz tonlarına dönüyor.
Yapıştırıcılar nasıl yapıştırıyor ?
Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer
veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır.
Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.
Mezara niçin çiçek konulur ?
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının
çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar
mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme,
kötaü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan
kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın
yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah
giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.
Satrançta şah niçin o kadar pasiftir ?
Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden
bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri
geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin
Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından
oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.
İnsan korkunca niçin dişleri birbirine vurur ?
Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk
insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki
kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.
Akıl ile zeka arasında fark nedir ?
Akıl yalanla gerçeği, doğru ile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.
Dolunay insan davranışlarınıetkiler mi ?
İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.
Köpeklerin Bıyıkları Ne İşe Yarar ?
Köpeklerde kıllar, ısı, yalıtım ve dokunma duyusunu algılama görevini yapar. Her birinin kökü, duyusal sinir ağıyla basket filesi gibi çevrilidir. Kökün yer değiştirmesiyle bir ileti beyne gönderilir algı oluşmasına neden olur. Köpeklerde bıyıklar diğer kıllara göre oldukça uzundur. Koku alma duyularını çok kullandıklarından her şeyi koklamak isterler. Bu arada bıyıklarını da kullandıklarından çevreyi algılama da, bıyıklar oldukça işe yarar.
Rüyalar Kaç Dakika Sürer ?
Rüyaların çok büyük bir kısmını, uykunun evrelerinden biri olan REM döneminde görüyoruz. Ender de olsa uykunun REM dışında kalan evrelerinde de rüya görebiliyoruz. REM dışı rüyalarımız genellikle günlük hayatımızda içinden geçtiğimiz olaylarla bağıntılıyken, REM dönemi rüyaları bize “garip” gelen ve mantığın dışında kalan olaylarla örüntülü oluyor. REM döneminde uykularından uyandırılan deneklerin yaklaşık 90%’ı rüyalarını hatırlayabiliyorlar. REM evresi sırasında görülen rüyalar REM dönemi süresiyle benzerlik gösteriyor- ki bu noktada 10 ile 30 dakika arasında sürebileceklerine dikkat çekiliyor. Herhangi sağlıklı bir kişi için ilk REM evresinin uykuya daldıktan yaklaşık 90 dakika sonra deneyimlendiğini biliyoruz. Bu durumda her birimiz, her gece yaklaşık olarak 4 ila 6 REM evresi geçirmiş oluyoruz. Uykuya daldıktan sonra gelen ilk REM dönemi genellikle beş dakika sürecek kadar kısa oluyor. Ancak uykunun ilerleyen saatlerinde REM evresinin süresi de uzuyor. Uykumuzun ortalarında gördüğümüz bir rüya ise genellikle 25 dakika kadar sürüyor. Pek çoğumuz uyandığımızda, rüyalarımızın 25 dakikadan çok daha fazla sürdüğü izlenimine kapılıyoruz. Sanki tüm gece aynı rüyayı görmüşüz gibi hissediyoruz. Çünkü bilim çevrelerince ortaya atılan fikirlere göre REM evresinde gördüğümüz bir rüyayı onu takip eden REM dışı evrelerde de düşünmeye devam ediyoruz. Bir sonraki REM dönemi geldiğindeyse aynı olay örgüsünü tekrar seçip rüya olarak görmeye devam ediyoruz. Bu da bizde aynı rüyayı tüm gece boyunca görmüşüz algısı yaratıyor. Hâlbuki en uzun REM evresi yaklaşık 30 dakika süren sonuncu REM evresi. Öyleyse en uzun rüyamızın da 30 dakika sürmesi gerekiyor. Ancak bu süreye ters düşen iki ayrı durum bulunuyor. İlki “tekrar eden rüyalar”. Tekrar eden rüyalarda kişi sürekli birbirine benzer rüyalar görüyor. Bu tip rüyalar yalnızca uykunun son evresinde gerçekleşiyor ve 45 dakika sürebiliyor. İkinci aykırı durum ise “gerçek gibi rüyalar”. Gerçek gibi rüyalarda, kişi uyandıktan sonra birkaç dakika gördüğünün rüya mı yoksa gerçek mi olduğuna dair bir bocalama dönemi yaşıyor. Bu tip rüyaların da süresi 30 dakikayı aşabiliyor.
Ortalama olarak 10 ila 25 dakika sürüyorlar. Ancak REM dönemi süresince gördüğümüz bu rüyaları REM dışı evrelerde de sürekli düşünmeye devam ettiğimizden uyandığımızda sanki tüm gece boyunca aynı rüyayı görmüşüz algısına kapılıyoruz.
Devamı..